geçmiş zaman düşleri

23/11/2006

BİR DOST BUL..!


 

Yanında olduğunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldüğünde o
sım sıcacık kollarını açar sana, sarılır ağlarsın omzunda doya doya...
Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacağın olur adeta
ayrılmak istesin de koparıp atamazsın.
Bir türlü sevindiğinde ise senden fazla mutluluk duyar.
O senin için farklıdır bütün insanlardan, tabii sen de onun için.
Aranızdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranızı, kimse
araya girmeye dahi cesaret edemez.
Ne zaman yardıma ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyacınız olsa hep
yanınızda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamıştır.
Beraber gülüp beraber ağlarsınız, daima olumlu özellikler verirsiniz
birbirinize.
O sana gülmeyi öğretir sen ona kahkaha atmayı,
O sana emeklemeyi öğretir sen ona yürümeyi,
O sana okumayı öğretir sen ona yazmayı ve bu böyle sürüp gider....
İşte bunun adına DOST derler...
Hayatta hiçbir şeyiniz olmasın ama hep bir DOSTUNUZ olsun.
Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa...
'Onu', şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa...
Ne iyi olur değil mi? Dostunuz! Dostunuz var mı?
Kadın ya da erkek. Hiç fark etmez.
Gerçek dostun cinsiyeti olmaz.
Paylaşğınız birileri var mı?
Var ise mesele yok.
Yok ise, gidin bulun hemen!
Sırlarınızı paylaşğınız, özlediğinizi açık yüreklilikle söylediğiniz.
'Canım benim! .dediğiniz...
Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri...
'O'nu görmediğinizde yüreğinizin 'pıt-pıt' attığını hissettiğiniz, bir
dostunuz var mı?
Dert ortağı, sohbetlerinizi paylaşğınız, yalnızlığınızı anlattığınız,
sevincinizi hisseden biri.
Yalnız kaldığınızı düşündüğünüzde, birilerine öfkelendiğinizde,
sevdiklerinizi özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı?
Sizi hiç yalnız bırakmayan biri...
Cesur, sempatik, azimli, kararlı,..
Arayan, soran,'Seni özlüyorum' diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz!
Anlayışla karşılar her şeyi...
Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla...
Hiç yalnız kalmazsınız nitekim...
Böyle bir dost bulmak için fazla bir arayış içinde olmanıza gerek
yoktur. O
kendiliğinden çıka gelir zaten.
(Elektrik olayı..) Bir gün bir bakarsınız karşınızda...
Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular,
şiirler,paylaşımlar..
Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı,
geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz.
Kadın, erkek bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığında işinizi değil, sizi soran...
Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun.
Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin! Cinsiyeti
olmasın!
Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban,
bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin.
Gerçekçi olsun. Yanıltmasın, kandırmasın!
İçten, sevecen, sempatik, sevdaları,
özlemleri anlayabilen biri olsun. Anlaşın!
Ağzıyla değil, gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasın
Doya-doya yaşasın, doya-doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden versin. 'Olsun varsın!
Paylaşırım.' desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...
Dost olsun!
Ama... Gerçek bir dost.

21/11/2006

Müminlerin Nitelikleri...!!!



23/2- Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.

23/3- Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.

23/4- Onlar ki, zekatı öderler.

23/5- Onlar ki, ırzlarını korurlar.

23/6- Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.

23/7- Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.

23/8- Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler.

23/9- Onlar ki, namazlarını kılmaga devam ederler.

103/3- Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).

14/31- İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.

20/82- "Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da dogru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim."

24/62- Mü'minler ancak Allah'a ve peygamberine inanan, onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmeyen kimselerdir. O halde bazi işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden diledigine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

33/36- Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resülüne karşi gelirse şüphesiz ki o apaçik bir şekilde sapmiştir.

47/2- Inanip salih ameller işleyenlerin ve Muhammed'e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.

47/3- Bu, inkâr edenlerin bâtıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır.

48/29- Muhammed, Allah'ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onlarin secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. Işte bu, onlarin Tevrat'ta ve İncil'de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.

49/15- İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallariyla ve canlariyla cihad edenlerdir. İşte onlar dogru kimselerin ta kendileridir.

5/55- Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Resûlüdür ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü'minlerdir.

58/22- Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi besledigini göremezsin. Işte Allah onlarin kalplerine imani yazmiş ve onlari kendi katindan bir ruh ile desteklemiştir. Onlari, içlerinden irmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacaklari cennetlere sokacaktir. Allah onlardan razi olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah'ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

61/10- Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?

61/11- Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

61/12- (Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.

61/13- Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke'nin fethi). (Ey Muhammed!) Mü'minleri müjdele!

61/14- Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, "Allah'a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?" demişti. Havariler de, "Biz Allah'ın yardımcılarıyız" demişlerdi. Bunun üzerine Israilogullarindan bir kesim inanmiş, bir kesim de inkar etmişti. Nihayet biz inananlari, düşmanlarina karşi destekledik. Böylece üstün geldiler. -

8/2- Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler

8/3- Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.

8/4- İşte onlar gerçekten mü'minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.

8/74- İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.

9/13- Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü'minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.

9/18- Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasindan korkmayan kimseler imar eder. İşte onların dogru yolu bulanlardan olmaları umulur.

9/20- Iman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir

9/71- Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

9/72- Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, ebedi olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler vadetti. Allah'ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.

90/11- Fakat o, sarp yokuşa atılmadı.

90/12- Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?

90/13- O tutsak bir boynu çözmek(köle azat etmek) tir.

21/11/2006

Şimdi Namaz Vakti..!

Sabah Namazı

Vakit seher. Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.

Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.

Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.

Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa  bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].

Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti...

Öğle Namazı

Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak. Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!

Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...

Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!

İkindi Namazı

Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi. Ayrılığı söylüyor hece hece. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü. Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale doğru akıyor ışıklar.

Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor. Yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlıyorsun. Öbür kıyısındasın artık hayat nehrinin. Bundan sonra vaadi yok sana zamanın. Yokuş aşağı akıyor kalbin.

Vakit ikindi. Kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları. Tutunacak dal arıyor gibisin zamana karşı. Zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde. Gün daha kısa geliyor artık.   Yemin olsun ki ikindi vaktine. Hüsrandadır insan. Şimdi anlıyorsun. Çünkü yokuş aşağı akıyorsun. Dalından kopuyorsun. Hoyrat bir rüzgâr artık zaman. Geriye kalan ancak iman.

Şimdi ikindi vakti. Secdeye koy alnını. Eğil Zamanın Sahibinin önünde. Ona konuş; dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece hece.

Akşam Namazı

Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.

Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.

Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını fark edesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti!

Yatsı Namazı

Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.

Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.

Şimdi gece! Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden medet umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.

Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.

Şimdi yatsı zamanı vakti.
 

SENAİ DEMİRCİ

21/11/2006

BİR YERLERDE TIKANIP KALDIYSA HAYAT..!

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde, Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, Dağlara dönmeli yüzünü insan.


Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak....


Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli!

 

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; Gördüğünü hissedebilmeli!


Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; Ağlayana omuz, inleyene çâre olabilmeli!


Sevgisiz, soysuz kalarak! Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

 

Güneşin doğusunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...

 

Karda yağmurda sevincine, coşkusuna; Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

 

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!


Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların; merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...


Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!


Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için... Sadece anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...


Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!


Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak! Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin; zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için...


Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!


Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

 

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!

16/11/2006

Hais-i Şerif 1

Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız...

İman etmedikçe de cennete giremezsiniz...

« Önceki ::